Satış Akademisi

4-6 Kasım 2026

Satış Akademisi satışın bugünkü dinamiklerini ele alıyor.

Bugünün dünyasında satış zorlu ancak okunabilir bir bilim. The Conversion Lab niyetin eyleme, ilginin karara dönüştüğü anlara odaklanan bir eğitim.

Satış Akademisi, bir günlük yoğun bir program boyunca davranışsal ekonomiden yapay zekâya, mağaza rafından canlı yayına, satış ekibinin iç mimarisinden satış sonrası deneyime kadar kararın görünmeyen anatomisini parça parça açıyor.

Program boyunca, satışın yeni fiziğini şekillendiren temel sorulara yanıt aranıyor: Tüketici zaten kararını vermiş gelirken, marka o kararı nasıl şekillendirir? Algoritma insanın yerine karar verirken, marka hangi dili konuşmalıdır? Fiyat, yalnızca bir rakamdan ibaret değilse, nedir? Pürüzsüz deneyim her zaman doğru mudur, yoksa bazen sürtünme mi kazandırır?

Bir günlük eğitimde modern satış dinamiklerinin tüm katmanları, somut vaka çalışmaları üzerinden işleniyor.

KİMLER KATILABİLİR?

  • Satış Direktörleri ve Satış Ekipleri
  • Dijital Satış ve Çağrı Merkezi Liderleri
  • Satış & Pazarlama Liderleri
  • Girişimciler
  • Topluluk Yöneticileri

 

PROGRAM

  1. GÜN
  • AÇILIŞ: İKNA REKABETİ 

Profesyonel bir müzakereci (tercihen kriz ya da rehine müzakeresi geçmişi olan biri) sahnede, satışın tüm teori katmanını bir kenara bırakıp ikna anının çıplak halini gösterir: Baskı altında bir insanı okuma, sessizliği kullanma, “hayır”ın ardındaki gerçek soruyu duyma. (Kapalıçarşı esnafı, antika taciri de olabilir, tamamen analog)

  • KİM, NEDEN SATIN ALIR?

Tüketiciler rasyonel varlıklar değildir; kararlarını çoğunlukla bilinçdışı tetikleyicilerle alır, ardından bu kararları mantıkla savunurlar. Bu oturumda, davranışsal ekonominin temel prensipleri ışığında, satın alma anındaki psikolojik dinamikler mercek altına yatırılıyor. Kayıp kaçınma, çıpalama etkisi, küçük mutluluklar ekonomisi, sosyal kanıt, statü, kendini ifade etme, kabile aidiyeti, karar ve karşılaştırma yorgunluğu gibi kavramlar, Türkiye’nin güncel tüketici gerçekliğiyle harmanlanarak ele alınıyor. Katılımcılar, kendi müşterilerinin zihnindeki siyah kutuyu açmayı ve satın alma kararının görünmeyen mimarisini okumayı öğrenecek.

  • FİYATIN PSİKOLOJİSİ

Fiyat, artık yalnızca bir rakam değil; bir güven sinyali, bir statü göstergesi ve çoğu zaman marka ile tüketici arasındaki en kritik temas noktasıdır. Bu oturumda, tüketicinin bir ürünü “pahalı” ya da “uygun” olarak etiketlemesinin ardındaki psikolojik mekanizmalar inceleniyor. Taksitlendirme, BNPL (Şimdi Al Sonra Öde), shrinkflasyon (gramaj küçültme), üyelik sistemleri ve dinamik fiyatlandırma gibi güncel stratejilerin tüketici algısını nasıl dönüştürdüğü masaya yatırılıyor. Oturumun temel sorusu: Bir markaya sürdürülebilir fiyatlama gücünü veren şey nedir? Cevaplar, psikolojinin ve güncel verilerin ışığında aranıyor.

  • KUR DEĞİL, DEĞER KAZANDIRIR: FİYAT REKABETİNDEN ÇIKMANIN YOLLARI

Türkiye uzun yıllar fiyat avantajıyla büyüdü. Bugün ise birçok sektörde bu avantaj kayboluyor. Peki aynı ürünü daha pahalıya satabilen markalar bunu nasıl başarıyor? Tasarım, hizmet, hikâye anlatımı, sertifikasyon, sürdürülebilirlik ve müşteri deneyimi fiyatın önüne nasıl geçiyor? Bu oturum, ucuz üretici kimliğinden tercih edilen marka kimliğine geçişin yollarını tartışıyor.

  • MODERN SATIŞ EKİBİ: KADRODA KİMLER OLMALI?

Satış, kendi başına bir departman değil; farklı güçlerin kesişim noktası. 10 yıl önce bir satış ekibi belli başlı rollerden oluşurdu: Temsilci, müdür, belki bir ön-satış danışmanı. Bugün o kadro değişiyor. Satış, pazarlama ve müşteri verisi tek bir yerden okunuyor; temsilciye doğru anda doğru içeriği hazırlayan bir satış etkinleştirme rolü oluşuyor; konuşma zekâsı araçlarını yöneten bir veri/AI uzmanı artık ekibin masasında oturuyor. Global ekipler devreye girebiliyor. Ve satışın bitmesini beklemeyen, daha en baştan planlanan bir “customer success” bulunuyor. Bu oturum, bu yeni kadroyu masaya yatırıyor.

 

  1. GÜN
  • GÖRÜNMEYEN ALICI: SİZİN YERİNİZE KARAR VEREN YAPAY ZEKÂ

Eskiden satın alma tek yönlü bir yolculuktu: farkındalık, düşünme, satın alma, sadakat. Bugün bu yolculuk döngüsel ve tahmin edilemez: keşfet, satın al, değerlendir, tekrar keşfet. Ama asıl değişen şey hız değil. Asıl değişen, kimin izlediği. Artık markayı bir insan değil, onun adına arama yapan, karşılaştıran ve karar veren bir yapay zekâ ajanı inceliyor olabilir. Peki bir marka, kendisini hiç görmeyen ama kendisi için karar veren bir algoritmayı nasıl ikna eder? İçerik, ürün bilgisi ve marka itibarı bu iki farklı “alıcıya” (insan ve ajan) göre nasıl yeniden düşünülmeli? Oturum, başarılı ve başarısız örneklerle bu yeni görünürlük oyununun kurallarını ortaya koyuyor.

  • YÜKSEK TEKNOLOJİDE GÜVEN VE İNSAN DOKUNUŞU

Bir çağrı merkezi temsilcisi (telesatış, abonelik yenileme gibi) müşteriyle konuşmaya başlamadan önce, yapay zekâ ona bir özet çıkarıyor: müşteri hangi ürünle ilgileniyor, daha önce ne şikâyet etmiş, şu an muhtemelen ne ruh halinde? Konuşma başladığında da sistem dinlemeye devam ediyor ve kulağına fısıldıyor: “Şimdi sus, müşteriye düşünmesi için zaman tanı”, “Şimdi fiyatı hatırlat”, “Bu işe yaramadı, konuyu değiştir.” Yani temsilci artık yalnız değil; arkasında sürekli çalışan bir yapay zekâ var. Peki bu tabloda insana kalan ne? Bu oturumda, yapay zekânın hiç yapamadığı üç şeye bakıyoruz: gerçek empati kurmak, karşındakiyle samimi bir bağ kurmak ve o anda hissedip anında doğru tepkiyi vermek.

  • CANLI YAYINDA SATIŞ

Live/social commerce, satışı hem performansa hem ilişkiye dönüştürüyor: Satıcı artık ne bir mağaza danışmanı ne bir saha temsilcisi. Satıcı artık bir yayıncı. Burada güven, ürünü elleyip gösterme, anlık soru-cevap ve “şu an X kişi izliyor” sosyal kanıtının canlı, gerçek zamanlı üretimiyle kuruluyor.

  • SATIŞ, SATIŞ SONRASINDA BAŞLAR

Tüketicinin tatmininin zirvesi, satın alma anında ya da keşifte değil; teslimat anında yaşanır. Markalar, milyarlarca liralık altyapıyı bu ana kadar olan süreci kusursuzlaştırmak için kurar; ancak teslimat sonrasındaki tatmin zirvesini pekiştirecek adımlar nadiren atılır. Peki teslimat anı, marka sadakatinin başlangıcı olabilir mi? “Satış bittiğinde satış başlar” modeli nedir? Teslimat, ilk kullanım, geri dönüş/iade deneyimi ve tekrar satın almaya giden köprü.

 

  1. GÜN
  • KANITIN ÖTESİNDE: VERİ YETMEDİĞİNDE NE OLUR?

Regülasyonun yüksek olduğu sektörlerdeki satışlarda ikna, veriyle yapılır. Bazen bir müşterinizi bir hikâyeyle değil, deney sonucuyla, çalışma verisiyle ikna edersiniz. Bu hem yasal bir zorunluluk hem de sektörün en güçlü yanı zira kanıta dayalı ikna, en sağlam ikna yöntemlerinden biridir. Ancak bu aynı zamanda bir sınır demek: duygu, hikâye anlatımı, marka bağlılığı gibi araçlar bu dünyada neredeyse hiç kullanılmıyor çünkü kullanılmasına izin verilmiyor. Peki, veri elinizden alınsa, ya da veri tek başına yeterli olmasa, karşınızdaki insanı neyle kazanırsınız? Cevap aslında hepimizin bildiği ama nadiren konuştuğu bir şey: güven, sadece doğru bilgiyle değil, kurulan bağla da inşa edilir.

  • YILIN EN ZORLU GÜNLERİ: İNDİRİM SEZONU

Yılın geri kalanında geçerli olan kurallar, yüksek alışveriş sezonlarında (Kasım indirimleri, yeniyıl sezonu, vs.) geçerli olmayabilir. Siteler çökebilir, stoklar tükenebilir, kargolar gecikebilir, çağrı merkezleri kilitlenebilir. Dahası tüketiciler bu kaosun ortasında çok daha sabırsız ve çok daha fiyat-duyarlı haldeler. Bu oturum, satışın en kırılgan anlarını, yani aciliyetin ve krizin aynı anda yaşandığı yüksek sezon pencerelerini masaya yatırıyor.

  • LÜKS FARKLI SATILIR: HERKESE SATMAMANIN GÜCÜ

Kitlesel satışta amaç daha fazla kişiye, daha hızlı ve daha kolay satmak. Lüks ve premium segmentte ise kurallar tersine işler. Amaç herkese satmak değil, doğru kişiye satmaktır; bazen bir ürünü bilerek zor ulaşılır kılmak, bekleme listesi oluşturmak, hatta bazı müşterileri geri çevirmek bile markanın değerini artırır. Burada satan şey ürün değil, ona sahip olmanın verdiği aidiyet ve statü hissidir. Kişisel danışmanlık, müşteriyi isimden tanımak, yıllarca süren bir ilişki kurmak, hepsi otomasyonun asla taklit edemeyeceği şeyler. Bu oturum, lüks ve premium satışın kitlesel satıştan nasıl farklı çalıştığını ve bu “yavaş, seçici, kişisel” mantığın diğer sektörlere ne öğretebileceğini masaya yatırıyor.

  • SINIRLAR KALKIYOR: E-İHRACATIN YENİ KURALLARI

Bugün dünyanın herhangi bir ülkesine satış yapmak için mutlaka distribütör kurmaya gerek yok. Pazar yerleri, sosyal ticaret, yapay zekâ destekli reklamlar ve küresel lojistik ağları, küçük şirketlerin de küresel oyuncu olmasını mümkün kılıyor. Ancak görünür olmak yetmiyor; doğru pazarı seçmek, doğru fiyatlamak ve doğru operasyonu kurmak gerekiyor. Bu oturum, e-ihracatın yeni fırsatlarını ve sık yapılan hataları gerçek örneklerle ele alıyor.